EESÜÜK-GEDÜK (Eksik-Gedik)
Tarih: 7.5.2021 11:03:30 / 1437okunma / 0yorum
MURAT AKYOL

“Bi eesüüğün, gedüğün var mı?” derdi, rahmetli anneannem bizleri bir yere yollamadan, ya da ondan ayrılmadan ki an´a henüz ramak kala…

Gerçek anlamı; “bir isteğin, bir dileğin, senin için yapabileceğim bir şey var mı?” ya da kısaca; “paran-pulun var mı?” demekti bu… Bu güzelim yerel ağızlarla büyüdük biz.

Rahmetli nur içinde yatsın, çok özel ve özellikli bir insandı. Osmanlı İmparatorluğu yıllarında doğmuş (Hicri; 1333, Miladi; 1915) gerçek bir Osmanlı kadınıydı. Şendi, şakraktı. Çok komik ama bir o kadar da bilge bir insandı… Ben bütün gülmece genlerimi hep ondan aldığımı düşünürüm zaman zaman. Çok deli doluydu hakikatende. Bazen bir çocuk gibi yaramazken, kimi zaman bir bilge filozof kadar yaşlı ve olgun bir tecrübeydi.

Yalnız, ondan da öte Nenemi de yaşadım, gördüm-tanıdım… Giresun´un Merkez Alınca Köyünden, Çilesizoğlu kızıdır benim nenem. Ben 10´lu yaşlardayken, o 110´lu yaşlarda gözlerini yumdu bu fani dünyaya. 93 harbi (Osmanlı-Rus savaşı) zamanlarında doğmuş demek ki rahmetli. O kınalı, o pamuk ellerinin içini öperdim hep. Hacı´ydı çünkü ayrıca kendisi… Nam-ı diğer; “Çilesizoo Hacı Ayşe” Hatun´dur adı.

***

Bir özellik olarak, kendimce; eskiyi, geçmişi, dünü yani tarihi hep sevdim… Okuduğum kitapların, ilgilendiğim olay ve konuların, hayranlık beslediğim biyografik şahsiyetlerin hemen hemen tamamı tarih ve tarihidir.

Giresun; binlerce yıllık tarihi, derin ve sık dokulu kültür örgüsü, Tanrının ona bahşettiği her türlü nimet ve güzellikleriyle bilenler için baş döndürücüdür. “Gerçek Güzel” övgüsünü gerçekten de hak eder. Doğası, bu dünyanın en güzel yaylaları, akarsuları, şelaleleri ve çağlayanlarıyla süslü, başı karanlık dağları krater gölleriyle bezelidir. Kent merkezine 2 km. uzaklıkta, 44 dönümlük inci tanesi bir ada da, nazar boncuğu iliştirilmiş olarak durur kıyısında… Tabiatı zengin, gösterişli, muazzam güzelliklere ve olağanüstü manzaralara sahiptir… Tıpkı, kültür ögelerinden biri olan ve genelde sözlü aktarımlarla bir sonraki kuşağa ulaşan yerel dile, yerel ağza, deyimlere ve söz kalıplarına sahip olduğu gibi.

Aslında dil o kadar önemli bir olgu (öge) ki?

Türkçesi “salgın” olana pandemi; “tepe, çatı” olana “peak-pik” diyenlere bu buradan duyurulur!

Karamanoğlu Mehmet Bey bugünlerde yaşayaydı, ya da siz şayet onun topraklarında yaşam süren insanlar olaydınız, valla hepinizi zindanlara doldururdu haklı olarak! Yoksa siz “Türk” değil misiniz?

Güzel Türkçemize lütfen saygı, lütfen biraz özen… Yok eğer göstermezseniz çok yakında böyle bir dil kalmayacak çünkü ortada.

***

Tarihimiz göz kamaştırıcıdır demiştim, demin yukarılarda… Bir örnekle bu gösterişli özelliği açıklamak isterim.

Biz çocukken köyde, sabah uyandığımızda yeni-taze ve halen sıcacık yumurtaları tavuklar henüz yumurtlamışken onların altlarından, çevrelerinden almaya, arayıp bulmaya bayılırdık… Çünkü bazen tavuklar kümes harici ağaç altlarına, kurumuş ot aralarına, ya da başka yerlere de yumurtlarlardı. Bunu bilen ananem bu görevi yani yumurta toplama işlerini özellikle bize verirdi… Kümese ya da etrafına bizi yollamadan da, şu tembihlerde bulunurdu mutlak;

- Ula oooğlum, varın bakın da folluklardan yumurtaları alın da gelin… Haydi göriim sizi… Ama dikkat edin de, yolda gırmayın heçbirini.

Şayet yumurtalardan kimini istemeden de olsa kırıpta getirdiysek, şaka yollu ama içinde sevgi barındıran gülücüklerle;

- Davun çıksın aaazııza heri! (Ağzınıza.) derdi.  

***

Yıllar sonra çok düşündüm, o sözler içindeki böylesi bilinmez kimi kelimeleri… Mesela “folluk” gibi… Folluk ne demekti? “Davun” ne demek?

Folluk; (fallop, Yun.) Yunanca kökenli, “yumurtalık” anlamı taşıyan bir kelimedir. Etimolojik yapısı karışıktır. Çünkü doğurganlığın başladığı yumurtalık tüpleriyle de ve bu terimin ilk (sadece) kullanıldığı iki dille de alakalıdır konu. Fallop tüplerinin Latince anlamı “tuba uterina” iken, Yunancası “salpingektomi” olarak çıkar karşımıza.

Davunsa, (İbr.) ilk çağlardan beri hastalıkların en korkutucularından olan “veba”nın adıdır. “Ur” manasında da ayrıca kullanılır. İbranice kökenlidir.

Giresun´lu teyzeye sormuşlar: “Giden midir terk eden, yoksa kalan mı?”... ”İkisinin de ağzına davun çıksın, saa bişi olmasın herii´ demiş teyzem.  

Etimoloji, kökenbilim ya da köken bilimidir. Bir dildeki sözcüklerin kökenlerini ve bunun bir gereği olarak o dilin diğer dillerle ve o dili konuşan toplulukların geçmişten bugüne diğer topluluklarla olan kültürel ilişkilerini araştırır. Bir başka ve sade anlam olarak ona; “bir sözcüğün kökeni” de diyebiliriz.  

Peki, 1915 doğumlu olup da ilkokul eğitimi dahi almamış anneannem Ekmekçi Veloo Yusuf Karısı Samiye Hanım; ilk kökeni tarih öncesi çağlara, Yunana-Roma´ya dayanan bu kelimeleri nereden biliyor da bunu ve bunun gibi başkalarını günlük hayatta kullanabiliyor? Yumurtalığın Yunanca anlamı olan “fallop” nasıl olmuşta binlerce yıl sonra ve coğrafyasına bu kadar uzak olan topraklara gelmiş tutunmuş? Bu tutunuş nasıl olmuşta unutulmadan ve aslında mucize denilecek aktarımlarla binlerce yıldır yerel halk tarafından hafızalarda, belleklerde yer etmiş? Günlük yaşamın içine, merkezine nasıl girmiş. Orada kalmış ve sürekli kullanılmış.

İşte burada; tarih, coğrafya gibi bilimin ana unsurları giriyor devreye.

Tarih öncesi Yunan denizciler, uzak diyarların zenginliklerinden faydalanmak ve yeni dünyaların keşfi için çok uzaklarda koloni şehirler kuruyorlar. Onları Romalılar, Miletoslular, Lidyalılar ve eski dünyanın birçok kavmi takip ediyor bu yolda. Kültürler uzak diyarlara taşınıyor. Tabi bundan sözcükler, deyimler, söz kalıpları da nasibini alıyor. Ve binlerce yıl sonraya da  işte böylece  “yerel ağızla harmanlanan sözcük öbekleri” çıkıyor ortaya. Tamamıyla “sözel yolla yayılan kültürel aktarımlar” doğuyor, yayılıp evriliyor.  

Özümüze dönersek;

İşte; “bi eesüüğün gedüğün var mı?” gibi, aşağıda örnekleri olan ve hepsi de birbirinden ilginç bu yerel deyişler aslında bölgenin tarihi, yaşayışı, dili, etimolojisi, sosyolojisi ve hatta psikolojisi hakkında bile mühim fikirler veriyor günümüze.

“Çok mukkem olmuş.” * Sağlam

Andır galsın!” *Eksik

Aykuru gene git”  * Yan

Gıranı aş da gel.” * Tepe

“Mal fıraktıyı geçti.”  * Çangaldan çit, kazık

Girebinin başı hıltamış*” * (yerinden çıkmış) * Karga ağızlı küçük balta

“Bi çın kirez” * Saplarıyla bir arada meyve

“Çok zollu oldu” * Zor, güç.

Ayam bozuk” * Hava

“Darıyı çötene at” * Serenti, ahşap kiler

Foni baş seni!” *  Huni baş. (Delibaş)

“Öte get… gaç başımdan”

Nekbet seni!” * *  Kötü, ters, sevimsiz

Nebrilik yapma!” * Lanet

“Sen de aazıın dut herii”

Hır-hızan dolu heryer.” * Çoluk-çocuk

Erikme!* Acele etmek, şımarmak

Gıdığında ne var?” * Gıdık/Küçük örme sepet

“Al da gatıncak et!”  * Yemek, meze

Hıldıracak geçti gitti.” * Hızlı

Gıldıracak aktı geçti”  * Kaygan

 “Elikkeçi talliyi hep yedi!”

“Ha´urdan beri bak”

Annaama gel” * Yanıma (gel)

“Anam, ne feşel çocuk?” * Yaramaz

 “Allah yüzüün yusun e´mi?” * Yıkamak

 

***

Giresun ve yöresinin günlük kullanım yerel dili zengindir. Bu zenginliğin içerisinde, günlük hayatta kullanılan ve çoğunluğu da  kullanışında “gülümseme hissi” yaratan sözcükler ve yerel ağızlı sözcük öbekleri büyük yer tutar. Kimi kelimeler zaman içinde yuvarlanmış, kullanışta ve algıda daha pratik olması sağlanmıştır. Bu da, günlük kullanımda mizaha dayalı samimi bir yerel dilin oluşmasına olanak sağlamıştır. Konuya sosyolojik olarak bakılırsa bu da yörenin günlük kullanım dilinde, toplumla ve seçili dil arasında “mutlu, barışçıl ve sevecen” olguların varlığı hemen göze çarpar. Yöre insanının mizaha dayalı yaşayışıyla kendisiyle barışık yanlarının çokluğu, ayrıca özgüven fazlası gündelik dile de fazlasıyla yansır.

Çoklarınca kaale alınmayan, göz ardı edilen bu miraslar bugün bir sabun gibi elimizden kayıp gitmek üzere… Araştırılmaya, incelenmeye, kaynağından bulunup yayımlanmaya ve en önemlisi sahiplenilmeye muhtaç.

Bizler Giresun´da şimdilerde halen bile yerel ağızla, yaramazlık yapan çocuklara “feşel” diyoruz. Yabani dağ keçisine, halen “elikkeçi.”

Hiç utanmıyoruz atalarımızın miraslarından… Gün içinde “çok muhkem olmuş”, ”nebrilik yapma!”, “nekbet seni!” gibi cümle kalıplarıyla konuşuyoruz.

Bundan da büyük gurur duyuyoruz.

***

Siz ya artık “Türkçe” konuşun, ya da Türkçemizi artık rahat bırakıp aranızda İngilizce anlaşın.

"Pandemi"niz sizin olsun… "Pik"´iniz de…

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
VEDA MI VEFA MI? (28 Ocak 2021 - Perşembe)
BÖYLE BUYURDU ENVER! (21 Ocak 2021 - Perşembe)
Sayfa:
HABERCİ GAZETESİ
17.07.2021
M-1

  

 

 

 

 

M-2
M-3
Taze deniz ürünlerini hava geçirmez ve kapaklı bir kap içinde buzdolabında saklayın. En fazla iki gün içinde tüketin. Dondurulmuş deniz ürünlerini alışveriş sonrasında orijinal ambalajında derin dondurucuya koyun.

Deniz Ürünleri Tarifleri İle İlgili Püf Noktaları
M-4
M-5

  /resimler/2021-1/13/1543587105199.jpg

DOLAR
8.8240
EURO
10.3526
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
´Sabır, kurtuluşun anahtarıdır.´

Mevlana
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi